26 Eylül 2008 Cuma

Bu hikayeye uygun başlık bulunamamıştır.

Sabah,en sıcak ve mutluluk verici ışıklarını ,kırılan yerleri gazete parçalarıyla örtülmüş,yılların birikimini üstüne boya yapmış eski pencereden sıcaklığa ve mutluluğa gerçekten ihtiyacı olan bu adamı hissetmiş olacak ki, ona gönderdi.
Bu adam da tıpkı pencereleri gibi felekten-hem de en kaymaklı yerinden-nasibini almıştı.Uzun boyu,zayıf bedeni kara gözleri ve bir onun kadar kara olan bedeniyle başka yerde olsa hemen dikkati çekerdi ama şimdi burada o 'acıdığı insanlar' kadar yalnızdı.Gerçi hemen dikkati çektiği için burada değil miydi sanki?
İlk ışıklarla birlikte uyandıktan sonra bulanık zihnini toplamak için sığındığı bu küçük oda da dolşamya başladı.Bakımsızlıktan neye benzedği belli olmayan,duvarında delikler olan,tabanı yer yer parçalanmış,ahşaptan olan ve farelerin herhalde en uğrak yeri olan bu dört duvar arsında başından neler geçtiğini bir kez daha düşünmek istedi.Ama yapamıyordu.O olayı düşündükçe sanki zihni felce uğruyor,beyin hücreleri iş bırakma eylemi yapıyor ve ufacık ruhu daralıyordu.Aklı karmakarışıktı.Birden durdu.Gözlerini kısarak yeniden hatırlamaya çalıştı.Gözlerinin altındaki kırışıklıklar,yüzünü aldığı bu şekille daha da belirgin oluyordu.Sivri burnu,inci gibi beyaz dişleri-geniş alnı çektiği bu zorluklarla tam bir tezat oluşturuyordu.
İfadesiz yüzünün yerini şimdi kaygı ve heyecan aldı.Kapıya doğru yürüdü.Ellerini uzattı.Soğuktan çatlamış elleri bir an tereddüt geçirdi.Ve kararsızlığını yenerek kapıyı öne doğru itti.Etrafı olanca dikkatiyle dinledi.Görünürde hiç bir şey yoktu.Geceki ayaz yerini tüm ihtişamıyla kendini gösteren güneşe bırakmıştı.Hafif esen rüzgar yarısı çıplak kollarını çok da rahatsız etmiyordu.Sabahın ilk saatlerindeki bu hava onun için bir şans bile sayılabilirdi.Arkasına döndü,yıkık bir harabeden başka hiç bir şey göremiyordu.Dikkati çekecek hiç bir şey yoktu yani.Ama içinde belirsiz bir boşluk vardı.Bu onu çıldırtıyordu.Sanki birisi o giderken arkasından çıkıverecek,ona saldıracak ve hatta korumak için başına nelerin gelmediği tatlı canını alacaktı.Aklından bunun gibi trülü sevimsiz şey geçti.Ürpererek son kez etrafına baktı ve harekete geçti.
Yaşından hiç de beklenemeycek bir çeviklikle koşmaya başladı.Bacakları bir yarış atınınki kadar düzenli ve hızlı ahareket ediyordu.Korkusu ise onu jokeyi idi.Soluk alıp verişi düzensizleş
iyordu.Havada iki aydan beri duymaya alışık olduğu duman ve barut kokusu vardı.Ama gitgide keskinleşiyordu.Bu kötüye işaretti.
Yol ayrımına yaklaştıkça kararsızlığı daha da artıyordu.Yavaşladı,yavaşladı ve sonunda durdu.Koşmaktan bitap düşmüş durumdaydı.At olsa ağzından bir yığın köpük akardı herhalde.Şimdi ne yapmalıydı?İki yol vardı.İkisi de birbirinden riskli,birbirinden tehlikeli...
Duyduğu bir sesle irkildi.Jokeyi onu çılgınca kamçılıyor fakat o hareket etmiyordu edemiyordu daha doğrusu.Bacakları çözülmüştü.
Arkasına döndü.Bir Kaleşnikof'un kirli ve kalleş ucu ona doğrulmuştu.Kaleşnikof'u tutan askerkaskının altından adama bakıyordu.Adam askerin üstünü inceledi.Postalları çamur içindeydi.Yeşil pantolonu ve yeleğine sıçrauan kanın kızıllığı nasıl bir vahşetin içinde olduğunu açıkça gösteriyordu.Bu beyaz tenli asker belki de onun göreceği son insan evladıydı.Yaklaşmakta olan askere medet umarcasına baktı.Ama askerin yüzünden hiç bir şey anlaşılmıyordu.Şimdi düşündükçe sabahın ilk ışıklarına güvenip çıkmakla ne büyük ahmaklık ettiğini anlar gibiydi.Asker eli tetikte gözü onda temkinlice yaklaşıyordu.Konuşuyor fakat adam onu anlamıyordu.Adamın yüzüne baktı ve bir hareketlilik sezdi.Adam korkusuna yenik düşüyor gibiydi...

Bu güzel sabah günü,uçmayı yeni öğrenmiş ufak serçe annesinin uyumasını fırsat bilerek yuvasından çıktı.Annesi ona her zaman kendisinden habersiz çıkmamasını söylüyordu.Ufak serçe bunun sebebini sorduğunda 'insanların dünyada yaşayan en tehlikeli ve acımasız varlıklar olduğunu' ve onlardan kendisine de zarar gelebileceği cevabını alıyordu her zaman.Zaten şu günlerde de insanların 'insanlık dışı' şeyler yaptığını söylüyordu annesi.Peki nasıl oluyordu da insanlar insanlık dışı şeyler yapabiliyorlardı.İşte asıl merak ettği buydu.Güvende olduğunu anladıktan sonra yıllara seyircilik eden koca çınarın,sonbaharın götürdüğü yağraksız dallarından birine kondu.Aşağıda iki tane insan vardı.Biri üzerine bir sürü şeyler giymiş ve elinde diğerine doğru tuttuğu bir şey vardı.Diğeri ise bu kat kat giyinmiş adama bakıyordu.Bunun üstünde çok giysi yoktu.
Sabahın sessizliğini bozan bir ses geldi.Ufak serçe sesi suyunca irkildi.Koşan adam şimdi yerde yatıyordu.Yere düşen siyah kafası kırmızılaşmaya başlıyordu adamın.Öteki ise hiç bir şey olmamış gibi geri dönüyordu.Ama nasıl olur du da yere düşene bakmazdı?İşte o zaman büyük tehlikeyi anladı.Minik kalbi 'korkudan' küt küt atıyordu.Ne yapacağını bilemeden pervasızca kanat çırptı.Yaşlı çınarın dallarından birine sertçe çarptı.Ufak bedeni hızlıca yere düştü ve minik kafası taşa çarptı.Şimdi de onun siyah kanatları kızıllaşıyordu...
Doğa Ana sabahın huzurunu bozan bu seslerden rahatsız olmuş olacak ki bulutlar kapandı ve yağmur sulara doymayan toprağı dövmeye başladı.Bu yağmurla birlikte insan denen mahlukat da da görünen kirlerinden arınmaya başladı.Ama görünmeyenleri temizlemeye hiç bir yağmurun gücü yetmezdi.Bineklerindeb birini kaybetmiş olan jokey ise kendine yeni binekler aramak üzere yola koyuldu.Hava iki aydır duyulmaya alışık olunan duman ve barut kokuyordu...

06 Eylül 2008 Cumartesi

1-MİZAH/Penguen



Kimi İnsanlar

Kimi insanlar vardır ki hayatın her anından kendilerine bir komiklik,bir eğlence bulurlar.Bu insanlar her daim gülebileceklerinin farkındadırlar.Bundan sıkılır sızlanmak,ağlamak için bir sürü sebep ararlar ama bulamazlar.Kimileri için de hayatın her anı acıdan ibarettir.Acılanmak,kederlenmek onların yaşamlarında yemek yemek,uyumak gibi bir doğallığa erişmiştir.Bu tür insanlar da acıdan kederden sıklır ve gülmek için nedenler arar.Ne var ki gülebileceği hiç bir şey yoktur ve bu duruma da kederlenir.Hayatının tekdüzeliğini devam ettirir.

Çok şükür ki bu iki türden insanlara az rastlanır.Bir de ne gülmek ne de kederlenmek için türlü sebepler arayıp bulamayan insanlar vardır ki onlarda biz normal insanlar oluyoruz.Gülmemeiz gereken yerde kahkahayı patlatıp,üzülmemiz gereken yerde gözyaşlarımızı tutamıyoruz.

Biz normal insanlardan gülmekten diğerlerine göre biraz daha fazla sıkılanlar içini boşaltmak için birazcık kederlenebilmek için dram filmleri izler,acıklı şarkılar dinlerbirazcık kederle içini boşaltır ve kendine gelebilir.Ya da yine biz normal insanlardanbir grubu-bu grup diğerlerine göre biraz fazladır-hayatın tekdüzeliğinden sıkılır kendine üzen olayları bireaz olsun unutmak eğlenmek için çeşitli aktiviteler yapar.(İnanın bundan sonrasını nasıl bağlayacağımı ben de bilmiyorum)Kimi görsel-işitsel yayın araçlarından kimi de basılı-yazılı araçlardan yararlanır.İşte hayatın tekdüzeliğinden sıkılıp rahatlamak için ikincisinde karar kılarsanız ben de size sizin iyi birt mizah dergisine ihtiyacınız olduğunu hatta isminin de Penguen olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim.
(Bağladım ya lan!)

Penguen
Bu dergi Leman
dergisinden ayrılan Metin Üstündağ, Bahadır Baruter, Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve arkadaşları tarafından Eylül 2002'de kurulmuştur.

Penguen dergisi haftalık olarak yayına verilen usta çizerlerin yanında genç çizerlerinde renk kattığı kaliteli ve kendine göre bir çizgisi olan mizah dergisidir.Penguen2in duruşu biraz muhaliftir.Kendilerine göre doğru olanları söylemekten kaçınmadan cesurca kalemlerinin en sivri yerlerini kullanırlar.(bkz:başbakan bir karikatürü için bu dergiye dava açtı)

Derginin kapak dahil ilk üç sayfasında o haftanın gündemi hakkında bilgi verilir.Şaşırdınız mı yoksa?Evet bazen haberlerde duymadığım olayları bile buradan öğreniyorum aslında.Hani 'güldürürken düşündürmek' diye bir şey vardır ya.İşte bu bölüm bu vasfını layıkıyla yerine getirmektedir.

Diğer sayfalarda her yazarın bir köşesi vardır ve hepsi de kendi çizgiği karakterleri yarattığı olayları kendi anlayışarına uygun olarak çizerler ki onlar hem zevk unsuru olur hem de oluşan ürünün çok çeşitli ve leziz baharatları olurlar.Derginin değinmek istediğim bir diğer kısmı da derginin sondan bir önceki sayfasında bulunan Penguen Çocuk bölümüdür.Bu bölümde her hafta bulunan sabit bölümlerin yanı sıra 'Yumurtalar' adlı bölümde profosyonel olmayan çizerlerin dergiye göndermiş oldukları ve yazarlardca seçilen karikatürleri yer alır.

Hem normal bir insansanı hem de 1.5 Ytl'ye hem gülüp hem de düşünüp eğlenmek istiyorsanız bana göre Penguen sizin için en doğru seçim olacaktır.Kim bilir belki siz de bu karikatürleri beğenmeyip daha iyilerini çizerek iyi bir mizahçı olabilirsiniz.(bu arada insan türlerinden unuttuğum bir grup daha var.Onlar böyle saçma bloglar açıp saçma yazılarla insanların vakitlerini çalmaya çalışırlar ki biz onları hiç mi hiç sevmeyiz)


Penguen'de bakmanız gereken bölümler:Gündem,Komikaze,Özercik,Böyleyken Böyle,Haluk Dede

Penguen'de düz yazı köşeleri:Okuma Parçası,Oh-Yes,Ben,İçli Köfte,Çalışırken

Penguen'de yazarlar:


Yazılı,basılı?

Sevgili Blog,birlikte payşatığımız bu sayfada belki de hiç olmayacak okurlarımla acaba ben ne paylaşabilirm diye düşündüm.Derken aklıma çok güzel bir fikir geldi.Yazılı basılı yayın organlarında çok sevdiğim bir tür olan 'dergiler'.Lafı fazla uzatmadan bu yazımın size ne katkı sağlayabileceğinden bahsedeyim.(Aslında okumak biz farketmesek bile bir çok katkı sağlarmış bilim adamların göre....)Öncelikle bu değerli basılı yayın araçlarımızı konu bakımında üçe ayırdım.Daha sonra da bu üç konu içerisinde Türkiye'de öne çıkmış dergileri anlatmaya çalıştım dilerseniz hemen geçelim.İyi bloglar...